Söyleşi: Ali Dayı (Bölüm 1)

Ali Dayı söyleşisinin birinci bölümü yayında!

Söyleşi: Ali Dayı (Bölüm 1)
16 Ocak 2019 18:00

SadeceAntalyaspor.com Ailesi olarak yeni köşemiz olan Antalyaspor söyleşilerimizde yarım asra yakın bir süredir Antalyaspor tribünlerinde bulunan Antalyalı, Yenikapılı Ali Çınardere, namıdiğer Ali Dayı ile keyifli bir söyleşi yaptık. Söyleşinin ilk bölümünü aşağıda bulabilirsiniz:


Altıya dört 1950, Antalya doğumluyum. Doğma büyüme Yenikapı semtindenim. Orada dünyaya geldim.

Aşağı yukarı 17 yaşından bu yana futbol sevgim sürüyor. İlk deplasman maçımı söyleyeyim, o zaman Antalyaspor’un Denizli ile maçı vardı. Eskiler daha iyi bilir, Yenikapı’da Vatan Kahvesi denen bir yer vardı. Oradan Denizli’ye otobüsler hareket edecekti. Ben de gittim oraya, daha 16 yaşındayım. Otobüse binmek istedim. Tabi o zamanlar genciz, çalışmıyoruz da… Cebimizde paramız yok. Büyüklerimiz beni bindirdi otobüse ama muavin geldi ve beni aşağı indirdi. Doğru eve gittim. Evin penceresinden konvoyların kornalarla hareket ettiğini duydum ve gözümden yaşlar geldi. Ama futbol sevgisi ya, atladım bisikletime doğru Cumhuriyet Meydanı’na… Otobüslerin orada mola vereceğini öğrenmiştim. Bisikletimi uygun bir yere park ettim ve büyüklerimiz beni yine içeri aldılar. Aynı muavin yine beni indirmek istedi fakat bu kez kaptan olayı gördü. Olayı öğrenince muavini uzaklaştırdı ve Denizli’ye gittik. Antalyaspor’un Denizlispor ile maçları malum, çok çekişmeli geçmiştir. Elde olmadan da zamanında istenmeyen olaylar da oldu.

Amigoluk sevdamı ise şöyle anlatayım. 1970’lerde benim bir Mazhar Dayım vardı. Antalya’nın yerlisi, Giritli, Şarampollü… Maçlarda Milli Piyango bileti satar, ara sıra da tribünde tel örgünün üstüne çıkar ve seyirciye tezahürat yaptırmaya çalışırdı. Orada bu durum benim dikkatimi çekti. Atatürk Stadyumu’nda tel örgünün üstüne çıktım, orada amigoluk yaptım. Baktım güzel bir şey, yaptığım hizmetten ötürü taraftar da bana kucak açtı ve amigoluğum başladı. Deplasmanlara gittik, buradaki maçlarda tel örgünün üzerine çıktık. Recep Güler kardeşimle aşağı yukarı 42 seneye yakın amigoluğumuz var. O, Atatürk Stadyumu’nda Kapalı Tribün’de olurdu ben Açık Tribün’de. Tel örgülerin üzerinde bir uçtan bir uca gidip taraftarların takıma destek vermeleri, tezahürat etmeleri görevini üstleniyorduk. O aşı zamanında bize vuruldu ve böylece amigoluğum devam etti.

Geçirdiğim Kaza Beni Futboldan Hiç Koparmadı

1989 yılında bir trafik kazası geçirdim. O trafik kazasını yaşamama rağmen sağ olsun taraftarlar, Antalyaspor camiası ve yönetimi sağlığımla çok ilgilendi. O zaman Başkan Halim Horasan’dı. Onlar da taraftarlar da sürekli beni ziyarete geldi. Bunlar acımı komple unutturdu. Bu kaza beni futboldan hiç koparmadı. Ben sağlığıma kavuştuktan sonra yine tribünlere geldim ve Açık Tribün’de tel örgülerin üzerinde amigoluğa devam ettim.

Yıllardır tribünün içinden biri olarak onları yönlendirmek trilyonlara bedel. Takıma destek verirken bizlerin söylediğini taraftar da söylüyor, takım galip durumdaysa daha büyük bir destek veriyor. Bir de galibiyeti sağladığımız an bana fazla iş düşmüyor. Seyirci daha çok ateşleniyor.

Ali Dayı lakabını ise şöyle aldım. Benim yeğenlerim vardı, büyük ablamın iki oğlu. Karabiber Metin ile Dalton Mustafa. Bunların ikisi de 07 Gençlik’in kuruluşunda büyük bir pay sahibidirler. Onlar benim öz yeğenim oldukları için bana hep “Ali Dayı” diye seslenirlerdi. Bu lakap tribünlerde dalga dalga büyüdü ve Antalyaspor camiası ve şehirde Ali Dayı olarak tanındım.

Antalyalıların Antalyaspor’a karşı yediden yetmiş yediye çok büyük bir tutkunluğu vardır. Zamanında sanayide çalışan haftalıkçılar haftalığını alıp maçlara gelirdi. Hele bir de Antalyaspor başarılıysa, o tribünler tıklım tıklım dolardı. Öyle maçlar olurdu ki, bilet kuyrukları Vali Konağının önüne dek uzanırdı. Kazalardan dolmuşlar gelirdi konvoylarla, gelenler davullarla zurnalarla tribünleri doldururdu.

Gözümü Statta Yumacağım

Bir mide fıtığı ameliyatı geçirdim. Doktorum, “Ali Dayı seni maçlarda görüyorum. Sen seyirciyi ne kadar güzel coşturuyorsun öyle. Ama bazen bağırmayan seyirciye de sitem ediyorsun, haklısın.” diyor. “Kendine dikkat et, tansiyonun da var. 3-4 gün ‘Ali Dayı’ derler, unutulur gidersin. Arada çıkar yaparsın ama stres yapma” dedi. Tamam amigoluk yapmayayım ama ben gözümü statta yumacağım dedim. Güldü doktorum tabii. Maçlarda icabında doksan dakika ayakta durup seyirciyi coşturuyorduk. Maçlara geliyorum zaten. Arada sürpriz yapıp gene çıkarım. Ama Maraton Tribününde bir iki kişi olmaz, en az üç kişi olmalı. 3 tane de Rixos’ta olmalı. Maratonda ben bir tarafa gidiyorum, diğeri TV izler gibi maça bakıyor.

İyi Günde de Kötü Günde de Takımına Sahip Çıkacaksın

İyi gününde de kötü gününde de takımına sahip çıkacaksın. Böyle olan taraftara ben saygı duyuyorum. Futbolcuyu taraftar oynattırır. Gol atınca, galip gelince alkışlayıp sonra maç boyu çekirdek çitlemek değildir taraftarlık. Taraftar, doksan dakika takımına sahip çıkandır. Eskişehir, Ankaragücü, Beşiktaş, Sakarya, Kocaeli gibi takımlara saygı duyuyorum, onlar gibi bizde neden olmasın? Skoru sen sağlayacaksın, bu taraftar desteğiyle olacak. Kötü günde bile takımına sahip çıkarsan, o futbolcu da sana olan borcunu galibiyetle, golle öder.

Tolga Cömertoğlu Heykeli Dikilmesi Gerekenlerden Birisi

Turizmcilerin Antalyaspor’a yıllardır sağlamadıkları ekonomik katkıdan da bahsetmek isterim. Antalya, bir turizm şehri. Antalya’nın kaymağını, ekmeğini yiyorlar. Gidiyorlar vergilerini Ankara’da, İzmir’de, İstanbul’da veriyorlar. Hepsi de iş adamı. Antalya sayesinde ticaret hayatını ilerletiyorlar. Antalyaspor’a katkıları olması lazım. Bir futbolcu alsın ya da 500 tane kombine alsın. Antalyaspor’a katkı sağlasın.

Bir kardeşimiz var, ona çok imreniyorum ve saygı duyuyorum. İnsan Antalyaspor sevdalısı olur da bu kadar olmaz. Adam 07 Gençlik’in yanında amigoluk yapıyor. Bu adamın buradan bir beklentisi mi var, yok. Zaten bekleyebileceği bir şey de yok. Bu adam kombine alıyor, dağıtıyor. Locasını ailelere açıyor. Doksan dakika ayakta herkesle birlikte tezahürat yapıyor. Bu durum altın harflerle tarihe geçer. Üç ay sonra 69 yaşıma gireceğim, ben 40 senedir böyle bir şey görmedim. Heykeli dikilmesi gereken adamlardan birisi de Tolga Cömertoğlu. Bana “yağ çekiyorsun” diyebilirler ama gerçekler de ortada.

Cihan Bulut ve Gültekin Gencer Büyük Hatalar Yaptı

Daha önceleri Allah rahmet eylesin, Antalyaspor ilk şampiyon olduğunda Haşmet Tur vardı. Haşmet Tur’un patronu Ertan Bali vardı. O perde arkasından desteklerdi. Haşmet Tur bütün yükü çekendi fakat bize ilk şampiyonluğu tattıran bu ikiliydi. Haşmet Tur, Antalyaspor  sevgisinden ötürü borcunu ödedi.

Hasan Subaşı’ndan Allah razı olsun. Diğer başkanlar gibi o da gecesini gündüzüne kattı. Tesisleşme adına ilk adımı attı. Hasan Subaşı Tesisleri’ni kazandırdı. Eski ve bakımsız olan Atatürk Stadyumu’nda gerekli çalışmaları yaptı ve stadı UEFA standartlarına taşıyarak önemli bir hizmette bulundu.

Şimdiye dek gelen başkanlardan hata yapanlar da oldu, iyi şeyler yapanlar da. Mesela Gültekin Gencer, Antalyaspor’a Eto’o’yu kazandırdı. Ama yaptıkları affedilecek gibi değil.Hele birinde genel kurulda Ali Şafak Öztürk Başkanımızın Gültekin Gencer’e söylediği “Gültekin Bey siz başkan mısınız, menajer misiniz?” sözü orada büyük alkış aldı. İnsanlar iyi bir anı bıraktıkları zaman “Bizim bir başkanımız vardı” der, sizi iyi anar ama Antalyaspor’a zarar verdi.

Cihan Bulut geldi, baktı borçlardan ötürü adım atamıyor. Ondan sonra da yanlışları oldu. Transfer yapmamışsın, sanki dört beş ünlü oyuncu getirmiş gibi kombinelere zam yapıyorsun. Zaten zamdan kaç kuruş para alacaksın? Yap kombineleri ucuz, stat tıklım tıklım dolsun. Zaten bir galibiyette TFF’den kombine biletten beklediğin geliri tek maçtan alıyorsun. Transfer yapmadan kombineye zam yaptı, büyük tepki topladı.

Ben, Antalyaspor menfaatlerini koruyan başkanlara saygı duyarım. Bizim etimizi ne budumuz ne. Ola ki fırsat yakalarsan, git gidebildiğin kadar. Az önce bahsettiğim “Bizim bir başkanımız vardı”  kısmı Allah’ın izniyle Ali Şafak Öztürk’te yaşanacak. Onun ilk döneminde ilk beşe girdik, bazı talihsizliklerden ötürü olmadı. Kendisi buruk ayrılmıştı ama tekrar Antalyaspor’a gelip elini taşın altına sokması büyük ve ayakta alkışlanacak bir jest.

Antalyaspor için bugüne dek kimin faydası olduysa bu dünyadan göçenler nur içinde yatsın. Rahmetle anıyorum ölen başkanları. Sağ olanlara da minnet borçluyuz.

Eto’o Bende Bir Yara Olarak Kaldı 

Gültekin Gencer, Antalyaspor’a Eto’o’yu kazandırdı. Eto’o karşılığını fazlasıyla aldı ama dünya kenti Antalya’ya vefasızlık yaptı. Futbolda turizmde Antalya’yı nasıl duyuruyor isek, onun da futbolda Antalya’yı duyurması gerekti. Burada yaşadığı rahatı başka hiçbir yerde görmemiştir. Parasını günü gününe alıyordu. Sayın Menderes Türel tarafından hemşehrilik unvanı da verilmişti kendisine. İstediği saatte uçağına atlıyor, istediği yere gidiyordu. Onu isteyen Beşiktaş, Fenerbahçe, Trabzonspor gibi takımlara gitse bu rahatı bulamazdı. Ali Şafak Öztürk, onun üstünde bir oyuncu getirince takımda huzursuzluk yarattı. “Ben küme düşecek takımda oynamam” diyordu, gittiği Konyaspor’a bakıyorsun sanki ligde ikinci üçüncü sıraya oynayan bir takım. Bizim dört puan altımızda olan bir takımdı. Sen gittin ne oldu? Antalyaspor küme mi düştü? Bize vefasızlık yaptı.

Antalyaspor Tarihinde Bir Kara Lekedir

Bir konuyu daha dile getirmek istiyorum. İki değil üç tane beş tane on tane grup olsun ama Antalyaspor’un yanında olsun. Cihan Bulut’un başkanlığı döneminde Konyaspor maçında Cihan Bulut kale arkalarının kapatılması kararını aldı. Evet, kale arkasında bulunanlar Maraton Tribünü’ne geliyor ve kale arkaları kapanıyor. Bu kara bir lekedir. Eşi benzeri Antalyaspor tarihinde görülmemiştir. Cihan Bulut ve yönetimi çok büyük bir hata yaptı. Taraftar ailesiyle birlikte kombine almış, maça gelecek girecek. Bir bakmış orada Grup 1966 oturmuş. Aile gelmiş kombinesini gösteriyor ama yerindeki kalkmıyor. Bu hata taraftarı çok küstürdü. Yönetim Kurulu kararı alınmış, ben oraya gideceğim, başkasının yerini gasp edeceğim. Nerede var böyle? Taraftarların kalbinde bir yaradır bu.

Taraftar o dönem kombine bilet almadı. 07 Gençlik grubu Maraton Tribünü’ne gelmedi. Hatta onlar kendi aralarında “Daima Dik Dur” düsturunu benimsediler. Arif olan anlar bu cümleyi. 07 Gençlik bu konudaki davranışıyla benim çok hoşuma gitti. Grup 1966’nın da gelmemesi gerekti oraya. Kendilerinden Cihan Bulut’a “Başkan orada kombineler satılmış, biz taraftarı yerinden kaldıramayız.” demelerini beklerdim. Fakat bir baktım, hepsi Maraton Tribününün ortasına gelmiş. Adam kombineyle içeri giriyor, yerine oturamıyor.

Gruplara karşı sevgim var. Onlardan beni sevene de sevmeyene de saygı duyarım. Herkesi kamuoyu da biliyor. İki gruptan da destekler çok güzel. 07 Gençlik gün geçtikçe çoğalıyor. Grup 1966’da çoğalsın. Ayrıca bazen bakıyorsun biri “Hanya” diyor, diğeri “Konya” diyor. O zaman ses boğuluyor. Maraton Tribününde bağıracak adam da bocalıyor. Nokta atışı 07 Gençlik tarafındansa oradan başlayacak.  


Söyleşimizin ikinci bölümünde Ali Dayı’nın geçmişten bugüne anılarını, “Ateş Dansı” olarak bilinen meşhur dansı ile açıklamalarını bulabilirsiniz.

Söyleşinin ikinci bölümünü bu linkten okuyabilirsiniz.