Ne Kazandık?
Fahrettin Kayan, Antalyaspor’un Ümraniyespor maçı sonrası izlenimlerini yazdı.
Antalyaspor kazandı.
90+3’te Güray Vural’ın golüyle…
İki hafta önce kaybedilen maçın ardından eleştirilen Güray, bu kez attığı iki golle galibiyetin mimarı oldu. Futbolun cilvesi tam da bu.
Fakat bugün, maç sırasında atılan onca tweete rağmen konuşmamız gereken Güray değil.
Ümraniye’de Antalyaspor kazandı, fakat tribünde Antalya yoktu.
İşte asıl mesele burada.
Boş tribün bazen en yüksek sestir. Çünkü o görüntü, sıradan bir protestodan çok daha fazlasını anlatıyor: Taraftarın kendisini kulübün dışında hissetmeye başladığını…
Ve belki de en acısı şu:
Antalyasporlu, takımından vazgeçmek istemiyor. Ama kendisinin Antalyaspor için eskisi kadar önemli olmadığını hissediyor.
Burada geçmişi hatırlamak kaçınılmaz.
Menderes Türel döneminde Büyükşehir Belediyesi ile Antalyaspor tribünü arasında doğrudan bir temas vardı. Türel, taraftarın taleplerine destek olmakla kalmıyor; taraftarın yanında duruyor, tribünde yer alıyor, 07 Gençlik ve Grup 1966 ile bir araya geliyor, onların sesini dinliyor ve Antalyaspor’u şehrin ortak değerlerinden biri olarak sahipleniyordu.
O dönemde mesele sadece tribünle kurulan ilişki de değildi. Antalyaspor’un bugün sahip olduğu önemli tesislerin hayata geçirilmesinde, stadın ve kulübün fiziksel altyapısının güçlendirilmesinde, kulübe verilen maddi ve manevi destekte; kısacası Antalyaspor’un şehirle kurduğu bağın güçlendirilmesinde bir sahiplenme anlayışı vardı.
Başkan ve yöneticiler; şehrin bilinen isimleriyle, şehrin nabzını tutan insanlarla ve Antalya’nın değerleriyle temas halindeydi. Mağlubiyette de kötü günde de ortaya çıkmaktan, Antalya tabiriyle “arastaya çıkmaktan” çekinmeyen bir yönetim anlayışı vardı.
Ama belki de bütün bunlardan daha önemlisi, Antalyaspor’un sadece bir futbol kulübü değil, Antalya’ya ait bir değer olduğu duygusu güçlü biçimde yaşatılıyordu.
Bugünle arasındaki farkı anlatmaya tek bir cümle yeter:
O gün başkan taraftarın yanında duruyor, taraftarla birlikte yürüyordu; bugün taraftar sesini duyurmak için tribünden çekiliyor.
Bu, üzerinde düşünülmesi gereken ağır bir tablo.
Çünkü mesele yalnızca bilet fiyatı değil. Ulaşım değil. Deplasman organizasyonu hiç değil.
Bunların hepsi görünen tarafı.
Asıl mesele, Antalyaspor ile Antalya arasındaki bağın zayıflaması.
Çünkü Antalyaspor hiçbir zaman sadece sahaya çıkan 11 futbolcudan ibaret olmadı.
Bu kulübün gerçek gücü; tribündeki taraftarında, şehrinde, esnafında, iş insanında, yöneticisinde ve çocuğuna Antalyaspor sevgisini aşılayan babasındaydı.
Antalyaspor’u Antalya’nın takımı yapan şey, herkesin onda kendisinden bir parça bulmasıydı.
Şimdi ise insanın içini acıtan soru şu:
Biz o ortak sahiplenme duygusunu ne zaman kaybettik?
Taraftar neden uzaklaşıyor?
Şehir neden eskisi kadar heyecan duymuyor?
Ve daha önemlisi, Antalyasporlu neden artık sadece takımının kazanmasını değil, kendisine yeniden ihtiyaç duyulduğunu hissetmek istiyor?
18 Eylül’deki genel kurul bu nedenle önemli.
Çünkü orada yeni sloganlardan çok, samimi cevaplara ve somut adımlara ihtiyaç var.
Taraftarın istediği mucize değil.
Görülmek. Dinlenmek. Önemsenmek.
Çünkü bazen bir taraftarın tribüne dönmesi için transfer gerekmez.
Bazen tek gereken, kulübün ona yeniden “Sen bu hikayenin bir parçasısın.” diyebilmesidir.
Güray’ın golü üç puan getirdi.
Ama hiçbir gol, kulüp ile taraftar arasındaki mesafeyi tek başına kapatamaz.
Antalyaspor’un önündeki en büyük rakip bu hafta Ümraniyespor değildi.
Kendi şehriyle arasına giren mesafeydi.
Ve belki de bugün en çok bundan korkmalıyız.
Çünkü maç kaybedilir, telafi edilir.
Puan kaybedilir, geri alınır.
Ama bir kulüp ile şehri arasındaki aidiyet duygusu kaybolursa onu geri kazanmak çok daha zordur.
Antalyaspor’un ihtiyacı sadece kazanan bir takım değil.
Yeniden kendisini bu şehrin takımı gibi hissettiren bir Antalyaspor.
Ve onun arkasında yeniden duran bir Antalya.