Bumerang

16.09.2019
A+
A-

Hakan Aydın yazdı…

Maçın analizine başlamadan önce bir konuya değinmek istiyorum. Tribünlerde kimimizin kardeşi, kimimizin ağabeyi olan Tolga Cömertoğlu’nun geçtiğimiz günlerde sosyal medyadan yaptığı paylaşım ben dahil birçok renktaşımın göğsünü kabarttı. Soyadı gibi cömert olan, bu memleketten kazandığını yine bu memleketin çocuklarına harcayan, tribünlerde cefa çeken, istese locasında oturup keyifle maçını izlemek yerine kardeşlerinin yanında sette gırtlak patlatan, sahibi olduğu oteller zincirinde onlarca kırmızı-beyaza gönül vermiş gencimizi çalıştıran Tolga Cömertoğlu, bizim için Milli Piyangonun yılbaşı ikramiyesi gibi çok büyük bir şanstır. Hani öyle bir imkan olsa ve Tolga kardeşim gibi 8-10 tane olsa bu camianın ve memleketin sırtı yere gelmez.

Maçın analizine gelirsek, maça adeta 1-0 önde başladık. Dakikalar henüz 2 bile olmamışken Gustavo Blanco’nun golüyle tribündeki ve bu maçı televizyondan izleyen herkeste “bu maçı rahat kazanırız” izlenimini yarattı. Akabinde kanatlarımızdan Serdar Özkan ve Paul Mukairu ile yapılan etkili bindirmeler ve buna Nazım Sangare’nin de destek vermesiyle Kayseri’nin özellikle sol kanadını hallaç pamuğu gibi attık. İlk yarı yakaladığımız fırsatları değerlendirebilseydik, farkın açılması işten bile değildi. İlk yarı deyim yerindeyse tek kale oynadık. Yalnız Bülent Korkmaz’ın Aatıf inadı yüzünden ilk yarıda atağa çıkarken kaptırdığımız toplar kalemizde cılız da olsa Kayserispor’un birkaç atak girişimine sebep oldu. Devrenin sonlarına doğru yine atağa çıkarken Aatıf’ın kaptırdığı topta Bahadır zor durumda kaldı ve topu kornere attı. Korner pozisyonunda oluşan penaltı ile ilk yarıyı istediğimiz gibi bitiremedik.

İlk yarıda Diego yine yaralılara ilk yardım yapan sağlık memuru gibi orta sahanın ve kanatların açığını kapatmak için bir o yana bir bu yana koşup canla başla mücadele etti. İlk yarıda gözüme çarpan başka bir detay ise genç Mukairu’nun kendine güveni gelmiş, ayakları yere daha sağlam basar olmuş. Rakip defans ve stoperleri çok hırpaladı.

Deneyimli hoca farkı bu maçta net görüldü. Hikmet Karaman daha dakikalar otuzu gösterirken oyuna hemen müdahale etti. İkinci yarıda golü yedikten sonra ve beraberlik golünün ardından yerinde oyuncu değişiklikleri yapmakla kalmayan Kayserispor’un hocası, taktik değiştirip oyuncuların mevkilerini de değiştirerek skoru en azından beraberlikte tutmayı bildi. Kadrosu bu kadar eksik bir takım için bir puan, üç puan değerindeydi. İşte iyi bir hoca olmak böyle zamanlarda ortaya çıkan bir meziyet. Yoksa maçı izleyen ortalama bir birey de iyi kötü bir 11 sahaya sürebilir. Keramet kadroyu yapmak değil, oyuna yapılan dokunuşlardır. Maalesef bizim teknik kadromuz bunda başarılı olamıyor.

Maçın ikinci yarısına gelirsek ikinci yarıya yine baskılı başladık. İkinci yarının hemen başında bulduğumuz penaltı ile tekrar öne geçmemiz, galibiyet için umutlarımızı yeşertti. Sağlı sollu ataklarla üçüncü golü aradık fakat çabalarımız sonuçsuz kaldı. Kayserispor kaderine razı bir oyun sergilerken bizim farkı artırmamız gerekiyordu. 

İkinci yarının ortalarına doğru takım yavaş yavaş oyundan düşmeye başladı. Serdar Özkan ileri geri koşmaktan tabir-i caizse şişti. Bir de Aatıf’ın top kaptırmaları ve topsuz oyunda olmayışı, uyuyan Kayserispor’u uyandırdı.

Aatıf için bir parantez açmak istiyorum. Bir futbolcu sezon öncesi kamp geçirip bir de fizik kondisyona önem veren bir hoca ile çalışıp nasıl bu kadar güçsüz olabilir? Aatıf’ı Antalya geceleri mi cezbetti diye kafalarda soru işareti kalıyor, insan düşünüyor.

90 dakika boyunca Aatıf’ı oyunda tutup ilk yarının iyilerinden olan Mukairu’yu oyundan almak yanlış oyuncu tercihlerindendi. 

Kayserispor’un beraberlik golünden önce orta sahamız oyundan düştü ve geçen haftaki gibi sol kanadımız aksadı. Kayserispor ataklarını genellikle bizim sol kanadımızdan yaptı. Bunun sonucunda o kanattan gelişen bir atakta golü buldu ve skoru orada tuttu.

Birkaç cümle ile Bülent Hocama değinmek istiyorum; ikinci yarı 2-1 galip duruma geçtiğimizde artık takım da yorulmaya başladığında neden oyuna müdahale etmezsin? Şimdi de bir Hakan Özmert takıntısıdır gidiyor. İkinci yarının en azından ortalarına doğru Hakan’ı oyuna alarak skoru tutabilirdin. Geçen haftaki yazımda belirttiğim gibi, Hakan çocuk değil. Ona böyle ders veremezsin. Hocam kusura bakma ama bu bence ego tatmininden başka bir şey değildir. Egosuz insan yoktur. Egosuna sahip çıkamayan insan vardır. Hakan gibi kariyerli ve karakterli bir oyuncu amiyane tabirle dalga geçer gibi 88. dakikada oyuna alınmaz. Hakan üzerinden güç gösterisi yapıyorsun ama bu çok yanlış. Bu işler bumerang gibidir. Günün birinde gelir, seni vurur.

Evet hocam, sen futbolculuğunda sayısız kupalar kazanmış, kariyerinin en üst seviyesine çıkmış, bol yıldızlı formaları sırtına geçirmiş olabilirsin. Her gün spor sayfalarında manşetlerde olabilirsin ama biz bu takımı ne Avrupa için ne bol yıldızlı formalar için sevdik. Belki biz bunlara sahip değiliz ama bizimkisi memleket sevdası. Onun içindir ki Antalyaspor kimsenin egolarını tatmin yeri değildir. Antalyaspor bizim en değerlimizdir. 

Artık Ali Şafak Öztürk yönetiminin bu konulara bir el atması, ağırlığını koyması gerekir. Çünkü bu kulüp herkesin istediği gibi at koşturacağı bir yer değildir. Bunun önü alınmazsa, yarın takım dağılma noktasına gelir. Maçtan sonra Bülent Hocanın Kayserispor yardımcı hocasının üstüne yürümesi, futbol tabiri ile tribüne oynamaktır. Çünkü bu kadar eksik bir Kayserispor’u iki kere öne geçip yenemiyor ve puan veriyorsan, tribünlerden gelecek tepkilerin önüne geçmek ve protestoların yönünü değiştirmek için algı yaratıyorsundur.

Yazımı İvan Turgenyev’in şu deyişi ile bitirmek istiyorum:

Egoist insan tek başına kalmış meyvesiz bir ağaç gibi kurur gider.

ETİKETLER: ,
YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
21 Ekim 2019
23 Eylül 2019
2 Eylül 2019
27 Ağustos 2019
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.